• onlarca sma hastası bebeğin ulaşmaya çalıştığı, dünyanın en pahalı tedavisinde kullanılan ilaç.

    malesef türkiye’deki sma hastası bebeklerin tek şanssızlığı bu hastalığa yakalanmış olmak değil, her geçen gün parası devalüasyon karşısında eriyen bir ülkede dünyaya gelmiş olmak.
    kanada’da 1 nisan 2020’de doğan lucy için 2.4 milyon$’lık yardım sadece 3 ayda toplanmış, hatta bebek -3 gün önce- 8 ağustos’ta gen terapisini almış bile. ailesi kampanya açıklamasında “2.4 milyon usd yani 3 milyon kanada dolarına ihtiyacımız var” demiş. aynı meblağın bizdeki karşılığı ise 17 milyon tl. kanadalı aile, ayda 1 milyondan bu parayı 3 ayda toparlayabildi desek, aynı hesapla bizde 17 ay geçmesi gerek -ki tedaviden sonuç alınabilmesi için bebeğin 2 yaşını geçmeden gen terapisini alması şartı var. yani zamana karşı yarışmanın haricinde, bebeğin yenidoğan olması ve tüm finansal planın saat gibi işlemesi gerekiyor.
    bildiğim kadarıyla bu zamana kadar başarıya ulaşan tek kampanya nil güleç‘inki oldu. bence aynı yöntemle yardım toplamaya çalışan aileler nil bebeğin kampasının a’dan z’ye nasıl yürütüldüğüne odaklanmalı ve birebir aynı adımları uygulamalılar.

    benim yazarken bile içim daraldı gece gece, evladını yaşatmak için mücadale tüm ailelere allah güç kuvvet versin.

  • ben büyük şeylere öyle ihtiyaç duymam. mutlu olmak imkansız* ancak benim adıma, mutluluğa yakın uçmak için küçük ama özel şeyler yeterli olacaktır. mesela bu güzide eseri farklı şekilde okumak, bende tarifi zor bir duygu yığını oluşturur ve bunu özel birileriyle paylaşmak benim için yeterlidir. nasıl mı? şöyle;

    salvador dali ve alice harikalar diyarında eseri bir araya gelirse, tıpkı chopin ve noktürn* ortaklığı ya da schubert ve lied ahengi kadar güzel bir şey ortaya çıkmaz mıydı? cevap elbette evet. öyleyse yeni soru; salvador dali'nin çizdiği alice harikalar diyarında'dan daha güzel bir şey olabilir mi? yeni cevap;

    lewis carroll'ın ölümsüz eserindeki harikalar diyarının geçidi olan tavşan deliğinden düşen alice'i ve bütün hikayeyi salvador dali'nin çizdiği bir ortak yapım insanı heyecanlandırır. dali ve lewis carroll'ın eserinin bir araya geldiği bu güzel ortaklık, 1969 yılında random house yayınevi'nin bir parçası olan nyc's maecenas yayınları tarafından yayımlandı. bu ilk baskı, çok nadir bulunan ve aranan bir koleksiyon parçasıdır. ancak daha sonrasında everytype yayınları sağ olsun ki, dali'nin saykodelik illüstrasyonları ile daha da güzelleşen bu eser tekrar yayımlandı ve daha kolay ulaşılabilir hale geldi. huzurlarınızda brahms eşliğinde, dali illüstrasyonları ile alice in wonderland;

    -kitabın ilk görseli olan bu çizim ile yolculuğun açılışı yapılır.

    -beyaz tavşan ile tavşan deliğinden aşağı düşen karanlık ve hırçın alice.

    -muhteşem detayları ile gözyaşı havuzu. alice'in her illüstrasyonda tuttuğu halka dikkat çekicidir.

    -caucus yarışı bölümü

    -dördüncü bölüm

    -bilge tırtıl. afyon tiryakisi bir filozof olan tırtıl, burada iki şekilde karşımıza çıkar; birinde gökyüzünde sürreal bir formda ve diğerinde de sihirli bir mantarın üstüne tünemiş bir halde. alice ise yine halkası ile buradadır.

    -domuz ve karabiber. hapşıran düşes'in ve domuzun yer aldığı çizim.

    -çay partisi. burada daha önceki görsellerde görmediğiniz üzere, çılgın çay partisi alev almış anahtarla, ağaçla ve köklerle dali'nin the burning giraffe eseri ve eriyen saatlerinin bulunduğu ünlü eseri belleğin azmi* özel konuklar görünümü ile resmedilmiştir.

    -kupa kraliçesi tuhaf tokmağı ile kroket oynarken. alice ve halkası, bu sefer gölgesi ile birlikte.

    -alice'e denizdeki okula gitmek hakkında garip bir hikaye anlatan kaplumbağa. hikayenin bazı detayları, dali tarafından gökyüzüne yansıtılmıştır.

    -ıstakozun sesi. kitabın 10. bölümünde bir şiir şeklinde yer alan bu bölüm, arka planda cennetten cehenneme doğru uzanan bir katman ile (cehennem yükseliyor gibi görünmekte) sunulmaktadır.

    -börekleri kim çaldı?

    -alice ve kız kardeşi. tavşan deliğinin önünde açmış gizemli bir gül başında sarılan kız kardeşler.

    demem o ki, bu gibi küçük ama hoş şeyler bilmek ve bunları özel birisi ile paylaşmak güzeldir.

    illa ben kitabı görmek isterim derseniz, şöyle buyrun efenim.

  • bir doktor yakınımız atm'de işlem yaparken, arkasında bekleyenler bir şekilde şifre ve işlemlerini gördüğü için hesabını çaldırdı, hesabından kredi çekmişler, tıpış tıpış ödetti banka. ödemese icralık olcaktı. (sadece 2-3 metreden çalışan özel elektronik sensörler kullanıyormuş hırsızlar, işlem süresi uzadıkça çalınma ihtimali de artıyormuş.)

    o yüzden mazallah arkada bekleyen varken atm'de işlem yapmamak ve daha boş saatleri tercih etmek gerek mazallah.

    (bir şey söylemeye gerek yok, yukardaki metni yapıştırın whatsapp gruplarınıza, 1-2 haftaya sıra mıra kalmaz.)

  • binali resmen dünyadaki bütün su kütlelerinde donanma kurmuş, ekrem başkanın çocuğu ise iyi bir okula girmek için lgs sınavına giriyor. bir de demezler mi, biz mazlumların sesiyiz falan diye. ay bir gülme geliyor valla.

  • ikiyüzlü ekşiciler gelip duyar kasmasın lütfen daha bugün tayt giyme, dekolteye bakmayacak olgunluğa erişme tarzı başlıklarda zaten bakılması için giyiyorlar, istediğim kadar bakarım yazıyordunuz çünkü.

  • ya depresyon içinde bulunduğumuz hayata dair belli bir farkındalık seviyesinde gösterilebilecek en gerçekçi yaklaşım ve en normal tepkiyse ama toplumda üretim gücünün düşmesine yol açtığından küresel düzeyde hastalık olarak değerlendiriliyorsa? belki de aslında neşeli ve hayatı sever halimiz bir kafa güzelliğinden ibarettir. belki depresyon hakikattir. (bkz: conspiracy keanu)

    sonuçta aslında hayatının çoğunluğu işçi arılar gibi küresel bir ekonomik çarkı çevirmek için çalışmaktan ibaret olan bireylerin hayatından mutlu olmak için nasıl bir gerekçesi olabilir? sabah akşam bal taşıyan, hiçbir zaman kraliçe arıyla çiftleşemeyecek ya da kendi kovanına veya çocuklarına sahip olamayacak olan erkek arının hummalı bir şekilde polen ararken "ne kadar güzel bir gün" demesi nasıl mümkün olabilir?

    işçi arı o farkındalık seviyesine ulaştığında mutsuz olmasından daha doğal bir sonuç olabilir mi? o arının yatağından çıkıp terliklerini giyip sabah 7'de yeniden mesaiye koyulmasının "doğru olan" olduğuna onu kim ikna edebilir? hayatının anlamsızlığına bu kadar vakıf olmuşken "gel bizle takıl biraz sosyalleş unutacaksın"ın, "biraz nektar iç iyi gelir"in bu farkındalığa bir örtü değil de çözüm olduğuna kim kefil olabilir?

    bu açıdan baktığımızda gerçek hastalığın ve gerçek depresyonun bizde değil de etrafımıza örülü bu yaşamsal düzende olduğunu söyleyebiliriz. eğer borçlanma ekonomisi, gelir uçurumu, modern toplumsal yapı bizim genlerimize kodlanmış unsurlar değilse o zaman onlara karşı metabolizmanın gösterdiği tepkileri "doğal değil", "rahatsızlık", "hastalık" diye nitelendirmek de doğru olmamalı. ama sisteme steteskopu dayayıp "hmm" deyip "sizin insan hayatına olan toleransınız düşmüş" diyen sistem doktorlarımız olmadığından ceremesini biz insanlar çekiyoruz anastasya.

  • sistemin dışına çıkmadan bundan emin olmamız mümkün müdür? bunu test etmek için evren simülasyonuyla yapay zekalı insanlar yaratıp onların simülasyon olup olmadıklarını anlayıp anlayamadıklarına bakmak isterdim *